Monday, 18 June 2012

TEKRAR BULUŞUNCAYA KADAR


Bugün babalar günü... Böyle günlerin dışında da hep aklımızda onlar aslında ama bugünlerde ayrı bir derinliğe giriyor insan ister istemez... Aklımızda olmasalar da her yerimizde izleri var, bedenimizin bazı yerleri, bazı huylarımız, bakışımız, gülşümüz benzer onlara... Bir bakıma bir parçası yaşamaya devam eder onlar çoktan gitmiş olsalar da...

Herkesin ayrı bir hikayesi vardır babasıyla. Kimisi aşıktır, hayatı boyunca babasına benzeyen adamların peşinden koşmuştur ve tüm erkekleri de onunla kıyaslamıştır, belki bilerek belki de bilmeyerek, kimisi kızgındır; ya erken gidişine ya hiç gelmeyişine ya da varken yokluğuna... Kimisinin içinde kalmıştır ya '' seni seviyorum''  diyememiştir ya '' neden hiç yanımda olmadın baba'' ya da '' beni biraz rahat bırak baba'' diyememiştir.

Çok hikayeler dinledim babalar ve oğulları ve babalar ve kızları ile ilgili hepsi birbirinden farklı, tek ortak şey şu ki hepsinin öyle ya da böyle hayatımızda derin izleri var.

Kendimin de bir hikayesi var elbet...

Anne sevecen ve yumuşaktır benim zihnimde, sevgi dolu bakışları vardır, sessiz bir desteği ve uzaklara kadar varan sıcacık bir sevgisi.

Baba ise gücün simgesidir bende. Baba güçlüyse her şey yolundadır, mutluluk vardır. O güçlü ise okula gidiş, sırada oturuş, sözlüye kalkış bir başka olur.

Babamın kendini güçlü hissettiği zamanlar evde mutluluk rüzgarları eserdi; gürültülü fakat neşeli konuşmalar, saz eşliğinde söylenen şarkılar, türküler...  Sabah tıraş köpüğüne karışan demlenmiş çay kokusu, radyodan gelen bir sanat müziği, temiz havaya karışan tütün ve yeni gazete kokusu... İşte bunlardı mutluluğun ve babamın evdeki işaretleri.

Böyle zamanlarda evimizi uzaktan izlerdim başka birisi gibi, küçük pencereden görünen kareler, evden yükselen sesler hem içinde hem dışında bir içinde bir dışında, oyun gibi...

Eh bunun tam tersi olduğu günler de oldu olmadı değil. Şimdi şimdi anlıyorum, babamın gücünü yitirdiğini düşündüğü zamanlardaki kızgınlığıydı bizim anlam veremeyerek mutsuz olduğumuz ve babamıza kızdığımız anlar. Onun da bir insan olduğunu, zayıflıkları olabileceğini, gücün simgesi olarak gücünü kaybettiğini hissettiği anlarda bir hiç olmanın yükü altında çaresizlikten doğan öfkesini anlayamadığımızı şimdi anlıyorum.

Hani bir parçasını, öyle ya da böyle kendimizde yaşatıyoruz dedim ya;  benim en çok ayak parmaklarım benzer babama,  komik gelebilir, zaten ayak parmaklarım da komiktir biraz,  bazen ayaklarıma bakıp babamı hatırlarım, kulağa pek romantik gelmese de böyledir,  ama en çok babam gibi hissettiğim zamanlarda hatırlarım babamı, yani bir şeyler benim istediğim gibi gitmediğinde öfkelendiğim zamanlarda. Babam da öyleydi, onunla yaşayanı en çok zorlayan tarafı buydu belki de. Her şey onun istediği ya da düşündüğü gibi olmalıydı. Babama en çok kızdığım tarafların ben de en koyu şekilde tecelli eden huylar olduğunu kabul etmem biraz zor oldu tabi ama bu böyledir, kendinize dönüp bir bakın siz de benim keşfettiğim ve bir sürü bahanelerle sonunda kabul ettiğim şeyi göreceksiniz, o anda önce babanızı sonra da kendinizi affedecek ve daha çok seveceksiniz.

İnanıyorum ki onu bilerek seçtim. Bana doğrudan veya dolaylı olarak öğreteceği şeylere ruhumun ihtiyacı vardı. Bir gün ona karşı tüm kızgınlıklarımın aslında birer hayalkırıklığı olduğunu anladım, çocuk aklımla o benim için kusursuzdu, kusursuzluk ise her sorunun üstesinden gelebilecek kadar güçlü ve her durumda neşeli olmaktı, tabi ki de çoğu kez benim beklentilerimden farklıydı onun tepkileri... Onu koyduğum yerden başka yerlere gidince ben biraz babasız kalmış gibi hissediyordum galiba ve kızgınlığım bu sebeptendi sanırım.

İşte böyledir, babalar gittikten sonra da öğretmeye devam ederler, bitmeyen bir babamı anladıkça kendimi anlama, kendimi sevdikçe babamı sevme, öfkeden sevgiye döndükçe insanın en çok kızdığını en çok sevdiğini anlama döngüsü...

Teşekkürler babacığım ve lütfen her zaman olduğun gibi benimle olmaya devam et ve tekrar buluşuncaya kadar hoşçakal...






2 comments: