Bugün babalar günü... Böyle günlerin
dışında da hep aklımızda onlar aslında ama bugünlerde ayrı bir derinliğe giriyor insan ister istemez... Aklımızda olmasalar da her yerimizde izleri var, bedenimizin bazı
yerleri, bazı huylarımız, bakışımız, gülşümüz benzer onlara... Bir bakıma bir
parçası yaşamaya devam eder onlar çoktan gitmiş olsalar da...
Herkesin ayrı bir hikayesi vardır
babasıyla. Kimisi aşıktır, hayatı boyunca babasına benzeyen adamların peşinden
koşmuştur ve tüm erkekleri de onunla kıyaslamıştır, belki bilerek belki de
bilmeyerek, kimisi kızgındır; ya erken gidişine ya hiç gelmeyişine ya da varken
yokluğuna... Kimisinin içinde kalmıştır ya '' seni seviyorum'' diyememiştir ya '' neden hiç yanımda olmadın
baba'' ya da '' beni biraz rahat bırak baba'' diyememiştir.
Çok hikayeler dinledim babalar ve oğulları
ve babalar ve kızları ile ilgili hepsi birbirinden farklı, tek ortak şey şu ki
hepsinin öyle ya da böyle hayatımızda derin izleri var.
Kendimin de bir hikayesi var elbet...
Anne sevecen ve yumuşaktır benim
zihnimde, sevgi dolu bakışları vardır, sessiz bir desteği ve uzaklara kadar
varan sıcacık bir sevgisi.
Baba ise gücün simgesidir bende. Baba
güçlüyse her şey yolundadır, mutluluk vardır. O güçlü ise okula gidiş, sırada
oturuş, sözlüye kalkış bir başka olur.
Babamın kendini güçlü hissettiği zamanlar
evde mutluluk rüzgarları eserdi; gürültülü fakat neşeli konuşmalar, saz
eşliğinde söylenen şarkılar, türküler...
Sabah tıraş köpüğüne karışan demlenmiş çay kokusu, radyodan gelen bir
sanat müziği, temiz havaya karışan tütün ve yeni gazete kokusu... İşte bunlardı
mutluluğun ve babamın evdeki işaretleri.
Böyle zamanlarda evimizi uzaktan izlerdim
başka birisi gibi, küçük pencereden görünen kareler, evden yükselen sesler hem
içinde hem dışında bir içinde bir dışında, oyun gibi...
Eh bunun tam tersi olduğu günler de oldu
olmadı değil. Şimdi şimdi anlıyorum, babamın gücünü yitirdiğini düşündüğü
zamanlardaki kızgınlığıydı bizim anlam veremeyerek mutsuz olduğumuz ve
babamıza kızdığımız anlar. Onun da bir insan olduğunu, zayıflıkları
olabileceğini, gücün simgesi olarak gücünü kaybettiğini hissettiği anlarda bir
hiç olmanın yükü altında çaresizlikten doğan öfkesini anlayamadığımızı şimdi
anlıyorum.
Hani bir parçasını, öyle ya da böyle
kendimizde yaşatıyoruz dedim ya; benim
en çok ayak parmaklarım benzer babama,
komik gelebilir, zaten ayak parmaklarım da komiktir biraz, bazen ayaklarıma bakıp babamı hatırlarım,
kulağa pek romantik gelmese de böyledir,
ama en çok babam gibi hissettiğim zamanlarda hatırlarım babamı, yani bir
şeyler benim istediğim gibi gitmediğinde öfkelendiğim zamanlarda. Babam da
öyleydi, onunla yaşayanı en çok zorlayan tarafı buydu belki de. Her şey onun
istediği ya da düşündüğü gibi olmalıydı. Babama en çok kızdığım tarafların ben
de en koyu şekilde tecelli eden huylar olduğunu kabul etmem biraz zor oldu tabi
ama bu böyledir, kendinize dönüp bir bakın siz de benim keşfettiğim ve bir sürü
bahanelerle sonunda kabul ettiğim şeyi göreceksiniz, o anda önce babanızı sonra
da kendinizi affedecek ve daha çok seveceksiniz.
İnanıyorum ki onu bilerek seçtim. Bana
doğrudan veya dolaylı olarak öğreteceği şeylere ruhumun ihtiyacı vardı. Bir gün
ona karşı tüm kızgınlıklarımın aslında birer hayalkırıklığı olduğunu anladım,
çocuk aklımla o benim için kusursuzdu, kusursuzluk ise her sorunun üstesinden
gelebilecek kadar güçlü ve her durumda neşeli olmaktı, tabi ki de çoğu kez
benim beklentilerimden farklıydı onun tepkileri... Onu koyduğum yerden başka yerlere gidince ben
biraz babasız kalmış gibi hissediyordum galiba ve kızgınlığım bu sebeptendi sanırım.
İşte böyledir, babalar gittikten sonra da
öğretmeye devam ederler, bitmeyen bir babamı anladıkça kendimi anlama, kendimi
sevdikçe babamı sevme, öfkeden sevgiye döndükçe insanın en çok kızdığını en çok
sevdiğini anlama döngüsü...
Teşekkürler babacığım ve lütfen her zaman
olduğun gibi benimle olmaya devam et ve tekrar buluşuncaya kadar hoşçakal...
yazılar sana mı ait?
ReplyDeleteEvet
Delete