- Merhaba!
- Merhaba? Daha önce karşılaş mıydık?
- Yani!
- Yani?
-Yani, biz hep burdaydık ama sen bizim farkımızda değildin.
-Siz mi? Kaç kişisiniz ki ?
-Çok şeyiz, kişiyiz işte, saymadık, saymakla bitmez.
Hay Allah bu rüyalar böyle işte, bir şeyleri ne kadar mantıklı bir zemine oturtmaya çalışsan o kadar karışıyor insan. Durumu anlamak için hangi soruyu soracağımı bilmiyorum. Durum hem korkunç, hem ilginç, hem de çekici duruyor. Arkamı dönüp rüyamın başka bir boyutuna sıçrasam kimsenin itiraz etmeyeceğini de biliyorum. O olduğum yere çakılmışlık hissi de yok. Şaşkınım ve meraktayım! Haydi bakalım çalıştır saksıyı, mutfaktan oturma odasına kadar her yerdeler yüzleri yok bedenleri var. Saçma bir durum bu, o zaman ben de saçmalayayım, sanırım bu şekilde daha iyi hissedeceğim.
- Eh hadi başlayalım o zaman.
- Neye?
-Başlayacağımız şey ne ise ona işte.
-Bizim yapabileceğimiz bir şey yok şu an. Biz seni bekliyoruz.
-Anladım. ( Hiç bir şey anladığım yok) O halde,öncelikle bana bu fırsatı verdiğiniz için teşekkür ederim.
-(Hep bir ağızdan mırıltılar halinde) Rica ederiz!
-( Böyle durumlarda çemkirmek bir yol olabilir mi?) Evet gerçekten teşekkür ederim. Ancak neden bu kadar geç kaldınız. Ben uzun süredir bu anı bekliyordum ve neredeyse vazgeçecektim beklemekten. O zaman ne olacaktı! Buna bir açıklamanız vardır umarım.
Oldu işte, daha güçlüyüm şimdi, istediğim şaşkınlığı nihayet yarattım.
- (Bilgece bir gülüş) Dediğim gibi biz hep vardık. Senin bizi farketmen gerekirdi. Ama bu, o şartlarda çok zordu. Sana hak veriyoruz. ( Hep birlikte kafa sallamalar, mırıltılar)
- Evet çok zordu. Çünkü şeydi sanırım...
-Çünkü, başkalarına ait olanlarla karışık bir halde duruyorduk. Daha kalabalıktık o zamanlar, bizim sana ait olduğumuzu farketmen çok zordu.
-Evet, yavaş yavaş hatırlıyorum sanırım, siz hep vardınız... vardınız evet ama bana ait değildiniz, en azından hepiniz bana ait olamazsınız, çoksunuz.
- (Mırıltılar gülüşmeler) Hep öyle derler.
-Bu bir yanılgı yani. Başkasına ait sandıklarımız bize ait olanlarmış öyle mi? Bu çok ürkütücü, çoksunuz çok fazla. Ben bunu taşıyamayabilirim. Neden hepiniz aynı anda çıktınız karşıma.
- Bunun için yapabileceğimiz bir şey yoktu. Bunu sen yaptın, yepyeni bir ortama gelerek bizim iyice ortaya çıkmamızı sağladın. Biz sen nereye gidersen oraya geliriz. İşte sen de tam o anda farkedersin başkasına ait sandıklarının aslında sende olduğunu.
-Bir saniye... sanırım başım dönüyor, midem bulanıyor da olabilir.
-(Mırıldanmalar) Evet, bu olur... Genelde böyle olur... İlk karşılaşma zordur...
-Anlayışınız için teşekkür ederim. Biraz oturursam geçer sanırım, biraz yer açar mısınız oturacak yer kalmamış da... Oh, teşekkürler... Ben nereden başlayacağımı bilemiyorum hatta ne yapacağımı bilmiyorum.
-Biliyorsun.
-Hayır, gerçekten bundan sonraki adımı bilmiyorum.
-Korkma. Korkuyorsun! Bizi teker teker öldürmekten başka yol yok biliyorsun.
-Bu çok saçma! Siz, buraya kendinizi öldürtmeye mi geldiniz, bu korkunç! Ben katil değilim, olamam! Bu rüyadan çıkıyorum, bunu yapamam!Şimdiye kadar kimseyi öldürmedim, öldürmeyeceğim de!
- Bu doğru değil!
- Doğru olmayan ne!
-Bugüne kadar kimseyi öldürmediğin!
-Peki ala bu kadar saçmalık yeter! Ben bu oyunda yokum, gidiyorum.... Hem bir saniye ben kimi öldürmüşüm!
-Kendini!
-Kendimi mi?
-Evet, kendini. Sana ait olanları, içinden gelenleri, seni sen yapan şeyleri... İşte bizi bu kadar çok yapan bu ölümler! Sen ölürsün biz doğarız, ya da biz doğarız sen ölürsün, sen biterken biz çoğalırız.
-Şu an, bu kalabalık... Bu benim cenazem mi?
-Cenaze değilse de yoğun bakımdasın diyelim senin anlayacağın şekilde.
-Yalnızca nefes alıyorum yani.
-Kendini yaşamıyorsun.
-O halde ölüyüm.
-Neredeyse, dedim ya.
-Siz hepiniz, buraya sizi öldürmem için mi geldiniz, bunun için mi çıktınız karşıma şimdi? Bunu anlamıyorum, bana neden yardım ediyorsunuz. Bu intiharın sebebi ne?
-Bizim de bir gururumuz var. Biz de saygı görmek, dikkate alınmak istiyoruz. Oysa bu yepyeni kültürde kimsenin bizi salladığı yok. Bizi vareden ilgi görmek, saygı görmek, bize değer verilmesi. Şu an kendimi çok değersiz hissediyorum, burda başka önyargılar, başka kalıplar var, bizi besleyen hiçbir şey yok. İşte bunun için ölmeyi seçtik bunun için sana ihtiyacımız var. Çok acı çekiyoruz.
-Bunu nasıl yapacağımı bilmiyorum. Daha önce hiç önyargı öldürmüşlüğüm yok. Bu konuda çok tecrübesizim.
-( Kendi aralarında fısıldaşmalar) Sanırım öldürme konusunda bir önyargın var, önce onu öldürmekle işe başlamalısın.
- Ne? Hiç bir şey anlamıyorum, bu dünyanın dili beni çok zorluyor.
- Olabildiğince senin dünyana yakın sözcükler seçmeye çalışıyorum. Peki daha açık konuşayım. ''Öldürmek'' kelimesi sende neleri çağrıştırıyor.
-Katil olmak, kan, silah, şiddet... soğuk, kötü çok kötü bir şey...
-( Alkışlar) Doğru evet, doğru... ( Birisi öne çıkar)
- Sen de kimsin?
-Ben senin öldürmekle ilgili önyargınım! Beni ortaya çıkardın.
-Yani?
- Yanisi şu. Öldürmek her zaman kanlı, revanlı silahla şiddetle olan bir şey değil. Bir şeyi yok etmenin ilk yolu onu olduğu kabul etmektir.
-Öldürmek konusunda bir ön yargım var, öyle mi? Bu mu? Bunu kabul mu etmem gerekiyor?
-( Alkışlar) Doğru..evet... doğru yolda...
İşte şimdi rahatlamaya başladım. Yavaş yavaş bu rüyayı çözmeye başladım. Önyargılarımın istilasıydı bu. Kalıplarımın. Beni benden uzaklaştıran her düşünce buradaydı bugün. Korku, bilinmeyene duyulan korku, yerini rahatlamaya bırakmıştı artık. Yapmam gereken şeyi biliyordum. Bu kötü rüyadan kurtulmamın tek yolu, burada hiç ihtiyacım olmayan, ruhumu her geçen gün çürüten düşüncelerden birer birer kurtulmaktı yapmam gereken.
Ne çoktular. Onlardan kurtulmanın içimde yaratacağı vicdan azabını önlemek için, öldürme konusundaki önyargımı kabul ederek yani onu öldürerek işe başladım. Kabulden sonra gelen adım ise onu beslemenin faydasızlığını farketmekti. Beslenmeyen her şeyin canlılığını yitirmesi gibi bu önyargılar da böyle böyle yok olacaklardı. Bir nevi kazan kazan oyunuydu. Burada, bu bambaşka kültürde bu düşünceler saygı görmüyordu, hiç bir tepki de görmüyordu aslında, bu kültür için anlamsızdı, o yüzden de önyargılarım çok mutsuzdu. Öldürülmek istemelerini anlıyordum. Bu kültürün değerleri, sıkı sıkıya bağlı olduğu düşünceler, önyargılar başkaydı. İşin en güzel tarafı ise, bu kültürde yaşayanlar, bir yabancı olarak benden, ne kendi düşüncelerine, önyargılarına uyum sağlamamı bekliyorlardı, ne de benim kültürümdeki önyargılara sıkı sıkya bağlı kalmamı. Ben her ne isem onlar kabul etmeye hazırdı. Bu onların erdemliliği filan değildi, bu bir kültürde yabancı olarak yaşamanın özgürlüğüydü. Benim kültürümü bilmemelerinden ya da önyargılarımın yok oluşundan hiçbir korku duymuyor olmalarındandı.
Toplumsal, kültürel önyargıların yıkıldığı hissi o toplumda yaşayan insanlarda anlamsız bir korku ve tepki oluşturur. Toptan yokolma korkusu. O yüzdendir ki karşılarında önyargılardan arınmış birisini gördüklerinde korkarlar, korkuyu bastırmak için de eleştirirler, destek bulunca da rahatlarlar. Çünkü önyargı gidince, geriye insanın salt kendisi, özgürlüğü kalır, istediği şeyi istediği gibi yorumlama, düşünme gücü kalır. Herkesin iyi dediğine kötü kötü dediğine iyi diyebilir mesela. Bu insanlarda korku yaratır. Bu başka başka düşünmek, düzenin bozulacağı ve aynı zamanda, dışlanmak korkusunu; sevilmeme, onaylanmama, kabul edilmeme korkusunu getirir çünkü. Tüm önyargılardan bağımsız içinden geldiği gibi yaşadığında yalnız kalacağını düşünür insan, bunun yerine sorgusuz sualsiz kabul eder ''değer'' denilen çoğu zaman değersiz önyargıları. Bir kazak, bir ceket gibi sarar önyargılarla çıplaklığını, gerçekliğini, sıcak anlarda boğulup bunalsa da çıkarmaz, ''çıplak olup alay edilmekten iyidir'' diye düşünür çoğunlukla.
Başka bir kültüre, başka önyargılara gelmek iyi bir fırsattır o yüzden. Bu fırsatı yakalamışken yavaş yavaş çıkabilirim kabuğumdan. Kimseyi hayalkırıklığına uğratmam kimsenin saygısını sevgisini kaybetmem. Kabul edilmemle ilgili neredeyse hiçbir önşart yok. Kendim olmayı, saf kendim olmayı denemek için mükemmel bir ortam!
Herkesin hemen hemen aynı renkte olduğu bir toplumda kendinizi farketmeniz zordur. Tıpkı aynı tonlardaki bir tablodan çıkıp bambaşka tonlardaki başka bir tabloya yapıştırılmış parçalar gibi, kendini tanımanın, renklerini ve sınırlarını bilmenin en güzel yoludur bambaşka bir kültürün içinde varolmak.
Özgürlük bu! Kendimi özgür sanıyordum. Değilmişim. Yaptığım bir çok şey, yaşama verdiğim bir çok tepki; çocukluğumdan, eğitim sisteminden, aileden, haladan, teyzeden, amcadan, komşudan, sokaktaki adamdan geçmiş ruhumun iliklerine. Şimdi söküp attıkça bütün önyargıları, korkularla beslenen kalıpları, kendimle doldurdukça ruhumu, hoşgörü, sevgi ve coşku artmaya başladı hayatımda.
Peki ya sonrası nasıl olacaktı. Geri döndüğümde tekrar aynı ortamda yaşamaya başladığımda, bir bir öldürdüğüm önyargılarımı korkuyla geri mi çağıracaktım. Bir tercih yapmam gerekecek, ya kendimi öldüreceğim ya önyargılarımı! İlk karşılaşmanın korkunçluğunu atlatmış ve kendi olmanın tarifsiz tadına varmış iken, hangi yola giderim bilemiyorum, yaşayacağız ve göreceğiz.
No comments:
Post a Comment