Saturday, 11 February 2012

IŞIĞI ve YASEMİN KOKUSUNU TAKİP ET BU ÜŞÜME BİRAZDAN GEÇECEK

Yasemin kokusu her tarafa sindi yine. Sakinleştirici bir etkisi var bu kokunun. Mistik bir hava yaratıyor evde. Bu masalsı durumu seviyorum. Nazik bir şekilde, bir uzak doğu kadınının nezaketiyle dolduruyorum çayımı, içimde barışcıl bir hava var. ''Bir tarafım uzak doğulu oldu'' diyorum. Ya diğer yarım...

''İçinden gelen sesi dinle'' son zamanlarda herkese tavsiye ediyorum, kendime de tabi ki. Zor bir anda birden hatırlıyorum, gözlerimi kapatıp sesi duymaya çalışıyorum.

Bazen sesler karışıyor, bazen çatışıyor, bazen biraz beklemek işe yarıyor, zaman zaman durum, içinden daha da çıkılmaz bir hal alıyor. Bu kadar sesi bir kişi çıkarabilir mi, bir an söylediği bir şeyi iki dakika sonra çürüten bir ses olabilir mi... bu biraz tutarsız bir iç ses değil mi? Eh insanın iç sesi de kendisine benzer diyorum ama kendim bile inanamıyorum. Bu işte bir terslik olmalı.

Bu işte bir terslik yok ama bu işte bir ikilik var. Adına ister ego, ister şeytan, ister zihin deyin hepsi aynı kapıya çıkıyor. Evet içimizde bir şeytan var! Korkacak bir şey yok, kaçmaya çalışmak da faydasız, kendisiyle tanışın ve tanıştığınıza memnun olun sadece.

Doğduktan bir süre sonraydı, annemizden ve diğerlerinden farklı bir varlık olduğumuzu öğrenmeye başladığımız zamanlardı... Bize bakan gözler, bize dokunan duygular yarattı onu. Biz sandığımız o şey birden giriverdi içimize, baş köşeye de yerleşti. Kabul etmemiz zor olmadı, kendimizden ayırtetmemiz de mümkün olamadı, çünkü ilk anda, tatlı bir şeydi, mini minnacık, yumuk yumuk elleri vardı ve onu görünce sevgiyle gülümsüyordu herkes eh daha ne olsundu.

Artık iki sesliydik fakat ne zaman hangisi konuşuyordu bilemiyorduk, ama zaten ikisi de çok tatlıydı, sevgi doluydu, farketmezdi. Ayrıca biz zaten o giriş anını unuttuğumuz için kendimizi o sonradan gelen sanıyorduk.

Sonradan gelen, minik, yumuk elli, herkesin gülümsediği şirin şey, bir süre sonra o kadar da herkesin gülümsediği, herkesin dokunup sevgi verdiği biri olmamaya başladı. Hatta yüzünü kızgın yapıp, yüksek sesle konuşanlar oldu bazı zamanlar. Daha kötüsü ortalarda onu taklit eden yeni yumuk elliler dolaşmaya başladı ve işte tüm güzel bakışlar tüm gülümsemeler onlara gidiyordu. Bu durum çok can sıkıcıydı. O başlangıçtaki hali geri almanın bir yolu olmalıydı.

İşte o zaman diğerinden biraz farklı davranmaya başladı sonradan gelen , garip şeyler yapıyordu, o ilk sevilme anına dönmek istiyordu belli ki, ama bunun için herşeyi göze alıyor olması biraz ürkütücüydü. En başından beri varolan, ilk o zaman sıkılmaya ve sonradan gelene itiraz etmeye başladı. Sonradan gelen, başından beri varolan bu yumuşak sesi çok aptal buluyordu laf aramızda. Hiçbir şey yapmadan olanı olduğu gibi kabul eden, sürekli gülümseyen hali sinir bozucuydu. Onu susturmalı veya duymazlıktan gelmeliydi. Krallık kaybedilmek üzereydi O ise bir kenarda çiçek toplayıp, kuşların sesiyle dans edip, kelebeklerin peşinden koşuyordu. Aptalın tekiydi işte, hemen önlem almazsa ne çiçek toplayabilecekti ne de kuş sesi duyacaktı, yok olup gidecekti. Tartışmaların hepsini üstün zekasıyla, bazen de onun sesini bastıracak şekilde bağırarak kazanıyordu. Bir süre sonra sesi duymaz oldu işte şimdi planlarını uygulamaya koyabilirdi.

Tüm çabalarının her şeyi daha da altüst ettiği zamanlarda, yani çırpındıkça battığı zamanlarda aşağı katlardan onun yumuşak sesiyle söylediği şarkıların, onu dinlendirdiğini ve iyi geldiğini itiraf etmeliydi. Hatta bazı zamanlar, onunla zaman geçirmek için aşağı kata bile inmeye razı oluyordu ama, bunu göze alamazdı, zaten tehdit altındaki krallığını bir saniye bile boş bırakmaması gerekiyordu. Ayrıca yapılacak bir sürü iş vardı, çözülecek bir sürü sorun, cevaplanacak sorular! Onun bu umarsızca , yarın başına ne geleceğini düşünmeden, hiçbir önlem almadan şarkı söylemelerine akıl sır erdiremiyordu. Ne yiyip ne içiyordu, nasıl geçiniyordu, neden bu kadar kendine güveniyordu, neyine güveniyordu bu saftirik! Yoksa gizli bir hazinesi mi vardı,yok canım, öyle olsa, böyle hırsızlara, katillere, sahtekarlara davetiye çıkartırcasına kapı pencere açık, hiçbir tedbir almadan oturur muydu?

İşte bu soruların sonu hiç gelmedi. Merak etmesine ediyordu ama kendisini düşürüp de bu mutluluğun sırrını soracak değildi. Birazcık da korkuyordu, böyle aptal birinin etkisi altında kalıp, aldığı tüm tedbirleri elden bırakıp, onun gibi plansız programsız yaşamaya başlarsa, bir saniyede canına okurlardı. Dışarısı dost gibi görünen binlerce düşmanla doluydu. Arada sırada canı sıkılsındı bir şey olmazdı, şu aşağıdaki saftirik gibi bok yoluna gideceğine, aldatılıp sömürüleceğine böylesi daha iyiydi evet daha iyiydi. O ilk zamanlardaki güzel günleri geri getirmenin başka yolu yoktu.

Gel zaman git zaman, bizim sonradan gelen, akıllı hamleleriyle, gece gündüz çalışmalarıyla krallığını güçlendirdi. Sadece hakedene sevgi vermesi gerektiğini öğrendi. Sevgisini vermeden önce uzun kabul etme proseslerinden geçiriyordu herkesi. Gece gündüz çalışmasının karşılığını bir gün alacağına inanıyordu, çok sevmese de en çok para kazandıran işi seçmişti kendine, aklı sayesinde hızla yükselebilirdi ama çok adaletsiz bir dünyaydı bu, sürekli haksızlığa uğruyordu, sürekli birileri ayağını kaydırıyordu.
Öyle meşguldu ki aşağıdakinin yumuşak sesiyle söylediği şarkıları duymuyordu artık, ''belki de çoktan ölmüştür'' diyordu, ama bunu düşünecek zamanı yoktu, çok işi vardı, daha çok önlem almalı, stratejiler belirlemeli, planlar yapmalıydı, yoksa işinden olabilir, parasıyla sağlamlaştırdığı krallığı elden gidebilirdi. Ayrıca kendisine bu yapılanlar karşılıksız kalmamalıydı, birileri bunun bedelini ödemeliydi. Kızgınlığı, öfkesi zaman zaman onu harekete geçirse de geceleri uyutmadığı rahatsız ettiği zamanlar da olmuyor değildi. Aşağıdakinin bu sakin, huzurlu,  korkusuz halini için için kıskansa da her seferinde söylediği küçümseyici sözlerle kendini rahatlatıyordu. O doğru yoldaydı.

O gece kan ter içinde boğulduğunu sanarak uyandı! Yaşadığı tüm hayalkırıklıkları, tüm yenilgiler, tüm ihanetler bir olup kabus gibi çökmüştü üzerine! Nefessiz kalmış, kış günü dışarda yağan kara aldırmadan pencereye koşmuştu. Neler oluyordu anlamak münkün değildi, oysa her şey yolunda gibiydi! Atlatmış gibiydi her şeyi ama galiba yanılıyordu! O seviyor gibi görünüyordu, bütün testlerinden geçmişti,  herşey müthiş bir simetri ve uyum içindeydi. Aldığı önlemler, planlar, stratejiler her şeyi bir bir gözden geçiriyordu, hiçbir yanlış bulamıyordu. Gitmişti, O'nu yapayalnız bırakıp gitmişti, sevgiyi bulduğunu sandığı anda....İlk zamanlardaki güzel günlerdeki gibiydi herşey oysa... Bu durumu anlaması mümkün değildi, nerede hata yapmıştı! Daha çok önlem, daha çok koruma, daha çok plan, daha iyi strateji...! Hızla pencereye koştu,nasıl oldu da açıvermişti böyle sonuna kadar, aptal gibi nasıl da unutuvermişti dışardaki tehlikeleri! Buz gibiydi dışarısı, pencereye geldiği anda bir an kalakaldı, birden aşağıdan gelen o sesi duydu. Yumuşacıktı, kar yağışı gibi ahenkliydi...kafasını aşağıya uzattı ve... O'nu gördü. Bir kere, çok çok eskiden bir kere gördüğünü hatırlıyordu ama, bu kadar güzel olabileceğini hayal etmemişti, aslında onu hiç hayal etmemişti şimdiye kadar. Korktu birden, güzellikten korktuğunu bilmiyordu, bu başka bir şeydi belki de, büyüleyiciydi ve O büyülenmekten korkuyordu. Engel olamadı kendine, tekrar baktı aşağıya, ne kadar güzeldi, yumuşacık sesi çok iyi geliyordu, harika dans ediyordu. Aynı yaşlarda olmalıydılar, oysa O, taptazeydi, soğuğa kara aldırmadan gecenin bir vakti şarkı söyleyip dans ediyordu. Ellerine baktı, pencerede yansıyan kaygılı yüzüne, bu kaygı onu on yaş daha yaşlı gösteriyordu. Peki ya gözlerinden akan yaşların sebebi neydi? Bu tatlı ses, bu dans, bu yumuşaklık hali onu buraya ilk geldiği zamanlarda hissettiği o neşeli günlerine götürmüştü. Herkesin sevgiyle gülümsediği, düştüğü zaman koşarak geldikleri, altına yaptığında, mamasını yüzlerine attığında bile gülümsedikleri o ilk güzel anlara... Çok uzaktı herşey ve geri gelmesi imkansızdı artık.

'' Gelsene'' ... gecenin sessizliğinde irkildi birden. Eyvahlar olsun, ona baktığını görmüştü, dalıp gittiğini ve belki de gözyaşlarını... ''Aptal, aptal, aptal'' diye kızdı kendine, '' işte herşeyi gördü, senin ne kadar güçsüz olduğunu gördü, seni altedebilir, burayı ele geçirip seni belki de daha aşağı katlara bile atabilir''. '' Buraya gel, bak kar yağıyor çok güzel, yumuşacık, haydi sen de gel''... Gülümser gibi yapıp hafif el salladı, hızla pencereyi kapatıp yatağına koştu, yorganın altına saklandı. Aklı yağan karda kaldı, gözlerini kapattı şarkıyı duymazlıktan gelemedi, içine bir hoşluk yayıldı, bebekler gibi uyudu sonra da.

Sabah uyandığında içinde bir hafifleme hissetti. Hava daha da soğmuştu sanki. Yataktan çıkınca evin içinin buz gibi olduğunu farketti. Kombi kış başlamadan bakımdan geçmişti oysa, peteklere dokundu buz gibiydi. Birden gözü gece lambasına takıldı ve elektriklerin kesik olduğunu anladı.

Sıcak bir kahve iyi gelirdi zaten birazdan işe gidecekti... kahretsin herşey elektrikle çalışıyordu bu evde. Vazgeçti, pencereye doğru yöneldi,  dışarı bakarken muhteşem manzara karşısında gülümsediğini farketti. Yerde ayak izleri yoktu, oysa bütün gece dans ettiğinden emindi. Biraz sempatik miydi acaba?... Belki.

Telefona gelen mesaj sesiyle irkildi, yoğun kar yağışı nedeniyle iş yeri tatil edilmişti. Birden canı sıkıldı, oyalanıyordu işteyken, bu içini sıkan her şeyden biraz olsun uzaklaşıyordu. Yapacak bir şey bulmalıydı. Yoksa dün geceki gibi bir panik atak yaşayabilirdi, her ne kadar herşey yolunda gibi görülse de o an birden bire oluveriyordu işte.

Etrafına bakınırken kapı çaldı. Birden irkildi, daha önce kapısının hiç çalınmadığını hatırladı, kim olabilirdi, bu saatte hem de. Kilitleri bir bir açması biraz uzun sürdü, sesi tanıyamamıştı, zinciri yine de takılı bıraktı, çok küçük bir aralıktan göz ucuyla dışarı baktı.

O, orada, öylece duruyordu, gülümsüyordu ve gülümserken yaydığı ışık kapının aralığından girip tüm evi aydınlatmıştı. Şaşkınlık içinde evin içine baktı, elleri titriyordu, işte o an gelmişti, krallığı elden gidecekti. Elleri korkuyla titremeye başladı, ışığın içinde boğulurken, tüm yaşadıklarını kusmak istiyordu. Çok çaresizdi, yenilmişti, O burayı ele geçirecekti, sonu gelmişti.

-Günaydın!
-......
-Düşündüm ki, elektrikler kesik olduğuna göre evin içi buz gibi olmuştur. Sen soğuk havalara alışık değilsin, haydi benim evime gel, küçüktür evim ama sıcacık, çok eski bir sobam var atalardan yadigar, görünce sen de seversin.

Küçük ev, alt katta hem de, eski moda bir soba... Bunlarla kandıracaktı onu, bu numaraları yutmazdı, kaçın kurasıydı.

-Teşekkürler, ben birazdan çıkarım zaten.
-Hiçbir yere çıkamazsın, dün gece yağan kar tüm yolları kapattı. Haydi inat etme gel, kahvaltı bile hazırladım.

Bu harika koku, oradan geliyordu demek ki. Her yeri bir yasemin kokusu sarmıştı. Belki de..

-Çok düşünüyorsun, bu kadar düşünme haydi gel.

Daha fazla dayanamadı. Üzerine bir hırka aldı, içinde bir sevinç vardı, şüphe ile karışsa da engel olamıyordu şu an.

-Tamam o halde! Yalnız  buralar çok karanlık ve ben yolu bilmiyorum.
-Merak etme, ben sana rehberlik ederim.
-İlk kez ineceğim aşağı katlara, anlıyorsun ya biraz korkuyorum.

En başından beri varolan, anlayışla gülümsedi. Sıcacık bir dokunuşla buz gibi elini tuttu sonradan gelenin. Elinden tüm vücuduna yayılan sıcaklık o ilk günlerdeki mutlu anları hatırlattı sonradan gelene, rahatladı, gülümsedi belki de ağladı.

-İnmeyeceğiz, çıkacağız! Korkma, ışığı ve yasemin kokusunu takip et, bu üşüme birazdan geçecek, orası çok sıcak!




 

No comments:

Post a Comment