Saturday, 29 March 2014


KORKULAR ve GERÇEK 


Uzun zamandır sıcak bir gündem söz konusu.

Sıcak gündemin yanı sıra, gündemin hızla yayılmasını sağlayan sosyal medya diye adlandırılan sanal ortamlar, hepimizin  bu sıcak gündemin içinde -tabiri caizse- gevşemesine neden oldu.

Gevşemek derken aslında söylemek istediğim; kendimizi çok daha rahat, daha korkusuzca ifade etmeye başlamış olmamız.

Garip ama gerçek şu ki; yüz yüze iken söylemeye cesaret edemediğimiz şeyleri, sanal ortamlarda daha rahat söylüyoruz. Bunun içine, en öfkeli hallerimizden tutun da en müstehcen söylemlere, en devrimci hallerimizden en tutucu yanlarımıza kadar her duygu durumumuz dahil. Belki çoğu kez, bir duygu, düşünce ya da görüşümüzü ifade ederken daha çok anlıyoruz kendimizi de.

İşte hem bu sıcak gündem hem de sıcak gündemin ışık hızıyla yayılmasına sebep olan sosyal medya, bizim neredeyse her konuda ne düşündüğümüzü sorgulamamıza neden oldu. Oysa bizler, İstanbul gibi yaşamın çok hızlı aktığı ve klişe olsa da her şeyin inanılmaz hızla tüketildiği bir şehirde yaşıyoruz ve ilgimiz hep kendimizin dışında idi. Yani ne hissettiğimizi, ne düşündüğümüzü, herhangi bir konu hakkında nasıl bir yargımızın olduğunu belki de çok net bilmiyorduk ve belki de bildiğimiz gibi değildik hiçbirimiz.

Tüm bunlar bana olanlar aslında neden genellediğimi bilemiyorum sanırım kendimde olanın herkeste olduğunu sanıyorum, sanıyoruz.

Aslında söylemek istediğim; korkmayı bıraktığımızda ortaya çıkan gerçek kendimiz ya da korkuyla farkında olmadan gizlediğimiz gerçek duygu ve düşüncelerimiz.

Dedim ya belki her yerde kendimi görmüşümdür, ne gam, dikkatimi çeken herkesin her gün biraz daha artan cesareti ile daha açık, daha çok, daha fazla ifade etmesiydi kendisini.

Gördüğüm başka bir şey ise, insanlar ne kadar yüzeysel ise ilişkiler  de o kadar yüzeysel oluyor ve ilişkiler ne kadar yüzeysel ise sorunlar da o kadar yüzeysel oluyor. Nitekim bizler eteğimizdeki bilip bilmediğimiz tüm taşları döktükçe sosyal medyadaki dost, akraba ve yakınlarımızla zaman zaman siyahla beyaz kadar farklı olduğumuzu görüp; şaşırmak, kızmak, onları ikna etmeye çalışmak, olmadı laf sokmak daha da olmadı kavga etmek ya da sosyal medyada ''küsmek'' olarak tanımlanabilecek ''listemden çık'' mesajları atmak veya direk listeden silmek şeklindeki süreçleri yaşadık.

Pek çok arkadaşlık bitti, akrabalık ilişkileri soğudu ya da çetin çatışmalar oldu,  belki sevgililer ayrıldı...

Tüm olan biteni bir sayfadan izlemek oldukça ilgi çekiciydi benim için hala ilgi çekici çünkü gündem hala sıcak hatta yarınki seçimle kaynama noktasındayız bile diyebilirim.

Şu an geldiğimiz noktada herkes safını belli etmiş durumda. Hızla bölündük, ayrıldık, gruplaştık, gardımızı aldık. Olan biteni değerlendirirken görüşlerimize yakın değerlendirmeler yapan insanlara yanaştık. Bizden farklı düşünenlerden hemen uzaklaştık. Kimisi fazla ulusalcı, kimisi fazla milliyetçi, kimisi fazla romantik, kimisi fazla devrimci, kimisi fazla muhafazakar, kimisi fazla alık, kimisi fazla üstten bakan, kimisi fazla umursamaz, kimisi fazla ciddiyetsiz, kimisi fazla fırsatçı, kimisi durmadan küfür, kimisi durmadan beddua ediyor, kimisi şahsiyetsiz, kimisi şerefsiz... derken kimse kalmadı zaten.

Bu kalabalık içinden kimseye dokunmadan ''pardon... bi saniye... şu tarafa doğru...affedersiniz...'' diye e-) hiçbiri ya da hepsi seçeneğine doğru ilerlemek isterseniz de herkese bir kez dokunmuş oluyorsunuz zaten.

Ben onları fazla şey bunları da fazla şey buluyorumlar, yazılan yorumlara yorumlar ve de yorumlara yorumlar...

Haddini bildirmeler, öfke kusmalar, gün yüzü görmemiş küfürler, hakaretler, küçümsemeler, tüm bunlara kızmalar  vs vs...

Önceden her şey biraz daha kolaydı kanımca şimdi bütün her şeyimizle ortadayız. Yani kısmen daha gerçek yüzlerimizle ortadayız. Kısmen diyorum çünkü hala korkularımız olduğunu hala yüzde yüz ortada olmadığımızı düşünüyorum. Belki dışlanmaktan belki alay edilmekten belki bu kadar açık bir öfke varken bunu üzerimize çekmekten, ama hala korkuyoruz.

Tuhaf gelebilir ama belki de şu anda en gerçek en ortada olan kişi Tayyip'tir. Biraz,  uzun süredir iktidar olmanın sebebiyle elde ettiği güçten biraz da zorunlu şeffaflaşma sürecinden.

Şu anda neredeyse tüm zaaflarını, tüm korkularını, tüm öfkesini hepimiz tüm açıklığı ile görüyoruz, dinliyoruz, okuyoruz.

Bu yüzden de toplu halde nefret ediyoruz.

Çünkü artık bize söylediği neredeyse tüm yalanları biliyoruz.
Bizden çaldığı paraları ve aç gözlülüğünü biliyoruz.
Kendisinin istediği gibi olmadığımızda  bize neler yapabileceğini biliyoruz.
Ya da işler onun istediği gibi gitmediğinde neler yapabileceğini biliyoruz.
Bir gün başka bir gün başka şeyler söylediğini, yani çelişkilerini biliyoruz.
Ve daha fazlası...

Tüm bunlar aklımdan geçerken aklıma takılan soru şu oldu; herkesi bu kadar açıklığı ile bilebilseydik o kişilere karşı hislerimiz nasıl değişirdi?

Hakkımızda söylenen her şeyi bilseydik ya da bizim söylediklerimizi o hakkında konuştuğumuz kişiler bilseydi nasıl olurdu ilişkiler?

Herkesi bu kadar açıklığıyla bilemediğimiz için mi hala arkadaşız mesela, hala dostuz, sevgiliyiz, karı kocayız, hatta kardeşiz veya hala iş arkadaşıyız...

''Yüksek Ökçeler'' diye bir hikaye vardı çocukluğumda okuduğum, hiç unutmadım o hikayeyi, çünkü o topukların sesini öyle ya da böyle duydum hep.

Oysa gerçek böyle mi, bugün olduğu gibi mi?

İyi kötü öğrendiğim, deneyimlediğim bazı farklı bakış açıları, hayatımı gerçekten çok kolaylaştırdı. Aslında zorlaştırarak kolaylaştırdı.

Hayatın gerçekten de zihnimizin yansıması olduğu konusunda her geçen gün biraz daha netleşiyorum.

Bu inanılmaz cesaret isteyen bir bakış açısı, ukalalık yaptığımı sanmayın, gerçekten öyle. Dışarıda gördüğünüz iyi ya da kötü ne varsa sizsiniz. Bunu kabul etmek kolay değil.

İlk etapta bunu anlamakta çok zorlandım fakat yavaş yavaş kavrıyorum bunun anlamını. Benim bunu kavramaya başladığım bu zaman diliminde böylesi zorlu bir sınav şans mı şanssızlık mı bilemiyorum.

Zira, sadece benim değilim benimle birlikte koskoca bir ülkenin karşısında, olaylara verdiği tepki ya da aldığı kararları ile,  o günkü duygu durumumuzu son derece güçlü bir şekilde etkileyen bir adam var. O adam, bizi çileden çıkarıyor, sinirden ağlatıyor, kavga ettiriyor, nefret ettiriyor, çaresiz hissettiriyor vs vs. O gün genel olarak her ne hissediyorsak bunu o sağlıyor ya da bu gücü ona biz veriyoruz.

İşte püf noktası da burada. Dışarısı dediğimiz, yani dışarıda olan biten her şey. Olan biten, tek başına tek bir anlama sahip olsaydı yani kendisine has bir anlamı olsaydı olan bitenin, o zaman sanırım herkes aynı şeyden aynı şekilde etkilenirdi ya da aynı kişi hakkında aynı şeyleri düşünürdü, hissederdi. Oysa  olan bitene, olay ve kişilere anlamı biz veriyoruz; öğrendiklerimiz,  deneyimlerimiz, kabul ettiklerimizle, olmazsa olmazlarımız, geleneklerimiz, inançlarımız ile. Ve tabi bu anlamın bizde yarattığı hisler söz konusu;  kimi zaman öfke, kızgınlık, nefret, hüzün,  kimi zaman mutluluk, neşe, coşku...

Bu evrendeki  yaşamın bu anlamlardan özgürleşme süreci olduğunu düşünüyorum. Yani olana olduğu gibi bakabilmeyi başarabilmek. Bu şekilde çok kötü gibi görünen bir olayın bile bizim bir konudaki farkındalığımız için olduğunu görebiliriz.

Konu Tayyip ve bir insandan nefret edebilmemizi sağlayan davranışlar bütünü olunca, bu bakış açısıyla işin içinden çıkmak oldukça zor. Yine de bir denemek istiyorum.

Karşımızda bir yalancı görüyoruz ve yalan söylemek tartışmasız nefret edilesi ya da daha hafif ele alırsak kötü bir şeydir.

Hırsızlık, haksız kazanç ya da birilerinin hakkını yemek de öyle,

Başkalarını düşüncelerinden, din, dil veya ırkından dolayı dışlamak da öyle...

Kısaca Tayyip de görüp kızdığımız ne varsa, o gerçekten kızılası kötü bir şey bizim zihnimizde, eyvallah.

Peki ya tüm bunların her gün biraz daha gözümüze sokulması nedendir? Tayyip'te kızdığımız şeyler bizde olan şeyler mi , bizim yansımamız mı? Biz böyle miyiz? Ben böyle miyim?

Yalancı mıyım?
Daha fazla para istiyor muyum?
Başkalarının hakkına saygısız mıyım?
Elimde güç olduğunda bunu kendi lehime mi kullanıyorum?
Başkalarına karşı kendimi korumak için elde ettiğim gücümü kaybetmemek için elimden geleni yapıyor muyum?
Kendi düşünceme yakın insanlara daha hoş görülü iken diğerlerini dışlıyor muyum, küçümsüyor muyum?

Ve gördüğünüz her ne ise, onunla uzatabileceğiniz bir liste.

Kendinizi tanımak için başbakan olmayı ya da dış dünyada mutlak bir güç elde etmeyi beklemeyin derim, şu anda hakimi olduğunuz yani mutlak güce sahip olduğunuz bir yaşamınız var, orada kralsınız ya da kraliçe.

Siz nasıl bir kralsınız?

a) en az biri
b) en az üçü
d) hepsi
e) hiçbiri

Siz dediğime bakmayın bu benim kendimle sohbetim, ha ama gökten üç elma düşer de birisi de sizi bulursa orasını bilemem.








No comments:

Post a Comment